20 Ağustos 2012 Pazartesi

+18 PRİM YAPMIŞŞŞŞ...



Selam dostlar...

3. yorum da geldiğine göre benim de yazma vaktim geldi artık.
Sahipsiz bırakmadığınız için teşekkür ederim.

Bloga uğramayalı uzun zaman olmuştu. Her ne kadar sosyal ağlarda yokmuşum gibi görünsem de aslında sürekli takipteyim. Ama sadece takipteyim.
Eskiden blogları takip ederken şimdi tweetleri takip eder oldum :(
 Bloglarınızı ihmal ettiğim için özür dilerim.

Yalnız işin garip kısmı şu ki ben buralarda yokken blogum çokça ziyaret edilmiş. Görüntülenme sayım 7600 lere çıkmış :o

Hergün yazsam bu kadar okunmazdım aslında...





+18 uyarılı vajinusmus hikayelerim sağolsun :)

Umduklarını buldular mı bilmiyorum ama sağolsunlar tıklamışlar beni, elleri dert görmesin :p



xxxxxxxxx


Uzun zamandır nerelerdesin, neden yazmadın derseniz...
Blogumu günlük gibi kullanmadığım için diyebilirim.
İnanın öyle olsa çok sıkıcı olurdu, siz de okumazdınız zaten.
 Sonuçta evli ve çocuklu, herkes gibi bir kadının günlük yaşantısının neyi çekici olabilir ki?
Bkz. hepimizin anneleri.
Zaten bu blogu açarkenki amacım eşim ve çocuğum dışında benim de ayrı bir kişilik olduğumu, kendi hayatım olduğunu kendime hatırlatmaktı.
Blogumun adının Bir Zamanlar Ben De Bekardım olmasının sebebi de budur.


Ancak ve ancak bu aralar içimi bunaltan, canımı sıkan şeyleri yazmaya başlarsam yukarıda bahsettiğim o sıkıcı bloga dönüşmem an meselesi.

Malum insanın kocasının olupta problemlerinin olmaması imkansız gibi bir şey.

Neyse neyse...

Biraz daha sıkayım dişimi.

Geçmezse anlatırım nasılsa.



 

17 Ağustos 2012 Cuma

Yeni yazı...



Bloga birşeyler yazmayalı 1 aydan fazla olmuş...

Ne desem bilmiyorum ki...

Var mı özleyen???

Varsa yapalım ortaya bi karışık :)

2 Temmuz 2012 Pazartesi

Hoşgeldin tatil, tanışıyor muyuz?



Bu postun başlığı Summer Resolutions olacaktı ama sonradan düşününce sondaki çoğul takısının fazla olduğunu fark ettim. Çünkü bu yaz halletmem gereken tek şey var...

Ben yine de eski başlığa dayanarak yazayım. Yabancılarda New Year Resolutions diye bişi var. Yeni yıl için yeni kararlar alıp hayatınıza bir çeki düzen vermek gibi birşey...

Yeni hayaller, yeni hedefler de olabilir...

Ben de bunu yaz tatilime uygulayayım, yapılacak işlerin bir listesini çıkarayım dedim ama tek maddelik bir liste oldu.

- Evini güzelleştir.


Nisanın ortasında yeni evimize taşındık. Evet artık bizim de bir evimiz var. :D
Oğlumuzun da uğuruna güvenerek böyle bir yükün altına girme cesareti gösterdik.

İnsanın kendi evine sahip olması çok güzel bir duygu ama bunun yanında çokta yorucu. Altına girdiğimiz büyük borcu saymazsak bile yapılacak o kadar çok iş oluyor ki insanın ömür boyu kiracı kalası gelir.

Zaten en başta taşınması bir dert. İnanır mısınız evdeki toplama paketleme işi 20 gün sürdü. E herşeyi tek başıma yapmaya kalkarsam ve bunu da işten ve çocuktan kalan zamana sığdırmaya çalışırsam rekor bile sayılabilir.

Burdan tüm kiracılara tavsiyemdir; kendi evinize çıkmadığınız sürece kitaptır, dergidir, ıvır zıvırdır bunlara düşkün olmayın anacım. Yemin ederim evin yarısı bunlardan ibaretmiş. Evden 5 koca koli mutfak eşyası çıktıysa, 15 koli kitap-dergi çıktı...


bu resimdeki gibi hangi odanın eşyası olduğunu yazmak çok işe yarıyor, tavsiye ederim


Hadi bir heves eşyalar toplandı, yeni evin hazırlıkları yapıldı, binbir zahmet eve taşınıldı... Bu sefer de gel o kutuları tek tek açıp yerleştir...
 20 günde topladıysam 40 gün de yerleştiricem diye uğraşmışımdır.
Tamamen yerleşti mi derseniz tabiki HAYIR.
 Kutu ve eşya görmekten o kadar çok sıkıldım ki çok acil kullanılması gerekmeyen eşyaları yerinde bıraktım ve bu işi yaz tatiline erteledim.

İşte şimdi tatil geldi hoşgeldi...
Başlasın evi düzene sokma olimpiyatları...
İşim o kadar zor ki...
Bir kere yeni evimizde daha çok oda olmasına rağmen metrekaresi daha küçük...
Yani nasıl sığacak, nereye sığacak o kadar kitap bilmiyorum.
Zaten mobilyalarımız bile sıkışık gibi oldu.
Aslında herşeyin toptan yenilenmesi lazım, yeni eve yeni eşyalar lazım ama...


işte durum bu...



Bakalım tatilin ne kadarı gidecek bu işlerle...


Hadi Huysuz sana kolay gelsin, geri kalanlara iyi tatiller...




28 Haziran 2012 Perşembe

bak öpmeye filan kalkarsa sakın haaa...



Bu postumu sevgili arkadaşlarım Pişman Değil şişmanın Burcu'ya, iri Turuncu Balık'a ve Pastel Labirent'e ithaf ediyorum...

Üniversite son sınıftaydım. Bizim fakültenin hemen karşısında Güzel Sanatlar vardı. Aramız sadece 2-3 metre, zaten aynı bahçenin içindeyiz, aynı kantini kullanıyoruz.

Bendeniz bir çocuk beğendim bu fakülteden :D Gözüm sürekli onu arıyor, onu takip ediyor. Zaten sınıfın penceresinden onların fakültesinin girişini kuş bakışı görebiliyorum. Bir kartal bir şahin gibi izliyorum avımı.
Ama nasıl tatlı çocuk anlatamam. Bembeyaz bir tenin üstüne siyah saçlar, siyah gözler... Gamzeleri de vardı sanırım. Hatırlayamıyorum şimdi...
Ben son sınıftayım, e çocuğun da birinci sınıfta olmadığı belli, yahu ben bu çocuğu daha önce nasıl fark etmedim diye başımı duvarlara vurucam nerdeyse...
Böyle birini kafaya takmanın en güzel yanı da arkadaşlarla yapılan kritikler ve olmazsa olmaz TAKTiKLER!!!

Her fırsatta soluğu kantinde alıyoruz. O zamanlar sigara yasak değil, duman altı bir ortam. Zaten 3 sene boyunca mecbur kalmadıkça kantine inmemişiz ama gel gör ki son yılımızı kantinde geçirmeye bile razıyız. En azından ben öyleyim, arkadaşlarım da beni yalnız bırakmıyorlar...
Ben de bu işlerde nasıl acemiyim anlatamam İlk sevgilim olmayacak tabi ki ama böyle uzaktan uzağa kimseye kafayı takmışlığım yok, ne yapacağımı pek bilemiyordum.
Sağolsun yaşça benden büyük ve daha deneyimli olan arkadaşlarımın taktiklerini uyguluyorum. Kantinde onu en iyi kesebileceğim masaya oturuyoruz, o bişi almak için kalkarsa benim de çay alasım geliyor mesela ama en önemlisi gözlerimi ayırmıyorum ondan. Zaten boşuna kesişmek dememişler, bakışlarımla delip geçicem neredeyse :) Birini öyle ısrarla göz hapsine alınca bir süre sonra kör olsa bile sizi fark ediyor, kaçarı yok.
Zamanla o da bana bakmaya başladı tabi ama birbirimizin adını bile bilmiyoruz. Tek mutluluğum etrafında hiç kız olmaması. Arkadaşlarıyla tavla oynuyor, sohbet ediyor. Ben de dikkatini çekmek için kahkahalar atıyorum, arkadaşlarımın da gazını almışım gülünce çok güzel oluyormuşum diye :D ağzım kapanmıyor artık, siz hayal edin. Şimdi düşündükçe nasıl eğleniyorum kendimle anlatamam.

Hatta bir tane fotoğrafım var sınıfta çekilmiş, suratım asık. 2-3 yıl sonra baktığmızda arkadaşıma sormuştum bak bu pozu hatırladın mı diye, evet demişti - bugün onu görmedim ya çok mutsuzum pozu :D


Neyse olaya dönersek her türlü bakışmanın sonucunda çocuğun ilk adımı atmasını sağlayamadım, ben desen zaten acemiyim demiştim, çocuğu keserken bile utanıyorum bazen, o durumdayım.
Ama ortamımızda taze kanlar vardı, cikcikler mi diyorduk biz onlara yaaaaaa? Vallahi çok yaşlanmışım demekki, kusura bakmayın artık.
Neyse işte oğlanlardan biri duymuş benim bu çocuktan hoşlandığımı, bana bile sormadan sen kalk git çocuğun masasına. Hatta ben okulda bile yoktum o gün Hava da nasıl yağmurlu anlatamam.
Bir telefon geldi,
 - Huysuz bizim ciks senin çocuğun masasına gitmiş tanışmış, senden bahsetmiş diye...
- Eeeee dedim ne olmuş ne olmuş?
- çocuk farkında bile değilmiş senin onu kestiğinin.
- aaaa nası yaniii...
- e tabi canım yoksa gelmez miydi senin gibi kıza?
- kikir kikir sağol tatlım yaaaaa, e sonuç?
- çabuk hazırlan çocuk kantinde bekliyor seni
- hönkkkk!!!

hemen giyindim ama süslensem ne çare, okula çok yakın oturmama rağmen varana kadar dizime kadar ıslandım. E o zamanlar da ispanyol paça modaydı yine :D ne kadar su varsa çektim bünyeme. Elim ayağım titriyor ne konuşcaz diye, zaten mahçubum ben araya adam sokmuşum gibi oldu sonuçta...

Ne konuştunuz derseniz hiç hatırlamıyorum. Birbirimizin numarasını aldık ama bu seferde arayacak mı stresi başladı...
Aaaa en önemli bölümü atlamayayım, adını öğrendim tabi... Öyle bişeyki ikimizin adını arka arkaya söyleyince bir şarkının sözleri oluyordu :D

ilk buluşmamız çok vasat geçti ama ilk günden hayal kırıklığını kabul etmeye niyetim yoktu. O kadar beklemiştim, bir kere karşılaşırız diye bahçede saatler geçirmişliğim vardı... o kadar kolay pes etmeye niyetim yoktu yani.
Burda da arkadaş taktikleri girdi yine araya. En sevdiğim yeri hatta bu postu yazma sebebim de bu kısmı zaten.
2. Buluşmamıza arkadaşımdan çıkıp gidicem, bir nasihat bir nasihat.

- kendini ağırdan sat huysuz
- bak öpmeye filan kalkarsa sakın haaa
ben - e çok mu soğuk davranayım ne yapayım
- zaten muhabbeti kuramadık tam...

arkiden bomba taktik;
 - gözlerinin içine bak, öküz değilse erir gider zaten
- peki tamam, denerim
- hadi baaaayyyy

2. Randevununda sonuna yaklaşırken teklif gelir;
 - bize gidelim mi?
- oluuuur ( eve gidince daha samimi bir ortam olur çocukta açılır artık heralde)

eve varınca şöyle bir incelenir
 - hmmm çok dağınık değil, aferin
 
cd ler karıştırılır, ortak bir zevk bulmaya çalışarak birine karar verilir veeee kanepeye oturulur....
Bir iki boş laf kem kümden sonra bendeniz taktiklerini yüklenmiş çalışkan varlık gözlerini çocuğun gözlerine kilitler...
 Çocuk bir baktı, çevirdi başını, sonra bir daha baktı ki ben hala gözlerimi ondan ayırmıyorum ani bir hareketle dudaklarıma yapıştı.

!?&%?!*%&?!....

Ben - aaaa noluyoruz 1 saniye filan demeye çalışıyorum, o ise beni kanepeye yatırmaya çalışıyor...

- ya bi dakka noldu birden bire? Napıyorsun? dedim.

- sen öyle bakınca ne yapmamı bekliyordunki? dedi.

- !?&%"!?&? Ya.... Şey....ne bilim ben...

İçimdense - hay ben senin vereceğin taktiği...
Salak kafam, kelin ilacı olsa kendi kafasına sürerdi zaten!

Aklıma geldikçe var ya, ölüyorum gülmekten :D

1 hafta sonra filan ayrıldık zaten. Çocuğun içeriği yakışıklılığıyla ters orantılı çıktı maalesef. Yine de en azından piyasaya bir yakışıklı kazandırmış oldum. Neden derseniz bana gelene kadar okuldan hiç bir ilişkisi olmayan çocuk biz ayrıldıktan sonra başka biriyle çıkmaya başladı. Ya ben çıkabiliyormuşum demekki dedi heralde?! Özgüven kazandırmama sağlık :D

İşte böyle... Yazımın başındaki ithafa gelirsek, demem şu ki arkadaşlar; insanın zor zamanı olabilir, aylarca birine kafayı takar ama içi fos çıkabilir, o arada sınavlarına konsantre olmakta zorlanabilir, mezuniyet yaklaştıkça gelecek korkusu sarabilir hatta mezuniyet balosunda ne giycem lan ben çok mu şişmanım sorusu bile kafada büyütülebilir... O olur, bu olur, şu olur. Herşey olabilir...

Ama şuan benim de içinde bulunduğum durum gibi üstünden 5-10 yıl geçince - yaaa ne güzelmiş o günlerrrr... diyebilir ve o günleri yüzünüzde kocaman bir gülümsemeyle özleyebilirsiniz...

Hepinizi kocaman öpüyorum...


13 Haziran 2012 Çarşamba

Vajinusmuslu bir kadının hikayesi #3


Selam millet!
  Nerde kalmıştık bakalım?

Bir kaç başarısız denemeden sonra gerdek olayını gerdek gecesine bırakmıştık.
O güne kadar aslında bir çok olay olmuştur ama boşanmayla biten bir evlilik olduğu için çoğu şeyi hafızamdan silmişim.
Sağlıklı kalabilmek için böylesi şart oluyor bazen.

Neyse işte...
Üstümüzdeki yorgunluk ve stresle kocam olan şahıs (az önce sinirim depreşti ya :D ) düğün gecesi hiç yanıma yanaşmadı bile.
Ertesi gün ise sabah erkenden çalışmalara başladık. Yanlış hatırlıyor olabilirim ama sanırım yine beceremedik.
Hatta o gün öğleden sonra anne babalara el öpmeye filan gitttik.
Halbuki doğru düzgün karı koca olamamıştık.
Evet evet aynen öyle olmuştu çünkü şimdi insanlar bizi o işi yaptık sanıyor ama gerçeği bilselerdi ne düşünürlerdi acaba diye aklımdan geçirdiğimi çok iyi hatırlıyorum.
Büyük ihtimalle o gün eve gittikten sonra tekrar denemeye başladık.
Artık kaçarı yoktu.
Ertesi gün balayına gidecektik.
Oraya gitmeden bu stresin bitmesi şarttı.
Ben de kendimi ona göre motive ettim sanırım.
Çok zor oldu aslında ama saatlerce uğraşmanın sonunda içime girebildi.
Ancak o kadar uzun süredir uğraşıyorduk ki girip çıkmasıyla boşalması bir oldu.

O an ne kadar mutlu olduğumu anlatamam.
Kabusum o anlık bitmişti.
Kocaman bir ohhhhh çekmiştim.
Ohhhhh be sonunda oldu diye :))
Erkenden boşalmasına da hiç üzülmemiştim ne yalan söyleyeyim.
Devam etseydi canım daha çok yanacaktı.
Ben de zevk almalıyım gibi bir düşüncemse hiç yoktu.
Tek derdim olsun da nasıl olursa olsundu.
Ve olmuştu ben de o an için çok mutlu olmuştum.
Bundan sonrası nasılsa daha kolay olur, zamanla iyileşir adam gibi sevişiriz diye düşündüm.

Öyle olmadı maalesef.
Ertesi gün çok güzel bir sahil bölgesine gittik balayı için.
Hiçbir çift balayında bu kadar sıkılmamıştır heralde.
Mutluluğun sırrı gerçekten de yatak odasında oluyor bazen.
Orada işler yolunda değilse diğer şeyler mükemmel de olsa bir eksiklik hissediyorsunuz.
Her evlilik için geçerli değil aslında ama yeni evli olunca ve balayında olunca sevişmek şart.

Bir iki ağrılı deneyimden sonra - artık girebiliyordu ama canım acıyordu bu sefer de - balayının tadı kaçmasın diye bu konuyu çok fazla konuşmadık bile.
Oluruna bıraktık.
2. günün sonunda periyodum başladı zaten.
Konu tamamen kapanmış, ben de tamamen rahatlamış oldum.
Dünyanın en sıkıcı balayı da böylece bitmiş oldu.



Şimdi gelelim tüm bu yaşananların sebeplerine.
Kendi kendime çok düşündüm neden vajinusmus olmuş olabilirim diye.
Daha önceki postumda da yazdığım gibi uzmanlar % 90 psikolojik olduğunu ve yanlış cinsel bilgilerin, cinselliğe karşı geliştirilmiş tabuların sebep olduğunu söylüyorlar.

Ben cinsellikle ilgili neyi yanlış biliyor olabilirdim acaba?
 Çoğu şeyi doğru bildiğimden adım gibi eminim :)
Sadece ilk defada biraz acır mı diye acabalarım vardı.
Tabulara gelecek olursak, sevdiğim adamlarla sevişme konusunda hiçbir çekincem olmamıştı.
Tek derdim bakire kalmaktı.
İşte bütün olayda buydu.
Vajinusmus olmamın bence en büyük sebebi sevişmeler esnasında kazara ya da aşka gelerek bekaretime bir şey olur mu diye kendimi çok fazla kasmış olmam...
Demekki kendimi kasa kasa kasalak olmuşum :S
Bakın bu arada vajinusmus için türkçe karşılık bulmuş oldum :)

Kasalak bir kadının +18 hikayesi böylece başlamıştı...
Ama mutlu sonla bittiğini bir önceki postumdan da anlamışsınızdır.
Ne mutlu ki çözümsüz bir problem değil.
Tek yapmanız gereken istemek.
Karşınızdaki kişiyi memnun edip edemeyeceğinizi düşünmeyin...
Kendi bedeninizi, kendi arzularınızı düşünün..
Kendiniz için sevişin, zevk alın...

Ben ilk evliliğim boyunca cinsel birleşme esnasında hiç zevk almadım.
Kendimi hep eski yöntemlerle tatmin ettim.
Çoğu zaman zevk almadığım için canım da acıdı.
Öyle bir duruma geldim ki cinsellik çok gereksiz bir şeymiş gibi görünmeye başladı bana.
Hepimiz porno seyretmişizdir.
Orda nasıl zevk çığlıkları attıklarını bilirsiniz...
Film icabı tabi ki rol yapıyorlar ama ben gerçek hayatta da insanın o şekilde zevkten çığlık atabileceğine olan inancımı kaybetmiştim.
1 yıl boyunca yalandan inledim :(

Bu bir insanın kendine yapabileceği en büyük haksızlık.
Siz sakın yapmayın.
Bir şekilde nasıl zevk aldığınız bulun, keşfedin, uygulayın...
Yalandan inlemeyin...
Ne yapın edin ama sizi gerçekten inletecek yöntemi bulun.

Vajinusmuslu bir kadının +18 hikayesini okudunuz.









11 Haziran 2012 Pazartesi

Vajinusmuslu bir kadının hikayesi #2



Cinsel ilişkiye girmekte uzun zamandır problem yaşamama rağmen vajinusmus olduğumu kendime itiraf etmem ya da gerçekten emin olmam çok yeni bir durum. Keşke daha önce araştırıp çözüm bulmaya çalışsaymışım ya da profesyonel yardım alsaymışım diyorum kendime. Ama olsun zararın neresinden dönsen kardır demiş atalarımız, ağızlarına sağlık :)

Gelelim benim hikayeme...
Bundan yıllar önce biri karşıma geçipte sen evlendiğinde kocanla sevişmek isteyeceksin ama boşuna heveslenme çünkü o iş olmayacak deseydi hayatta inanmaz gülerdim.
 Çünkü asla cinsellikten korkan ya da kaçan bir insan olmadım.
Çok sevdiğim erkeklerle seviştim hem de doyasıya...
Sadece cinsel birleşme olmadı...
 İstemediğimden de değil. Çok istediğim zamanlar da oldu ama ben kendimi birine tamamen teslim edeceksem bu evleneceğim kişi olmalı diye düşündüm hep...
Ama bu güzel olayı yaşarken sorun çıkacağı hiç aklıma gelmemişti...

İlk eşimle düğünümüz olmadan önce nikahımızı kıymıştık ve düğün gecesi çok yorgun olacağımızı düşünerek gerdek stresini o geceye bırakmamaya karar verdik.
Gerçekten çok heyecanlanmıştım ve acaba canım acır mı diye de biraz korkuyordum.
İlk denememiz başarısız olunca korkum artmaya başladı.
 Ne yaparsak yapalım bir türlü girmiyordu. Orada olması gereken delik orada değildi sanki ya da oradaydı ama girişine duvar örülmüş gibiydi.
Gerçekten çok kötü bir duygu. Nasıl bir umutsuzluğa kapıldığımı anlatamam.
Hem istediğiniz bir şeyden mahrum kalıyorsunuz, hem canınız acıyor yapmak istemiyorsunuz, hem de karşınızda sizinle birlikte olmak için çok beklemiş ve hevesle bekleyen erkeği hayal kırıklığına uğratmış olmanın verdiği vicdan azabını yaşıyorsunuz.
 İlk başarısız denememiz olduğu için çokta canımızı sıkmak istemedik, heyecandan olduğunu düşündük ve ertesi gün tekrar denemeye karar verdik.
Ama o andan itibaren karşınızdaki kişi ne kadar anlayışlı olursa olsun araya bir soğukluk giriyor. Çünkü doğanın gereği bu, gerçekten karı koca olabilmek için o birleşmeyi yaşamak şart.
Velhasıl bir sonraki denememiz de başarısız oldu.
Çünkü korkudan ve umutsuzluktan iyice kasılmıştım.
Vajinamda örülü bir duvar olduğundan artık tamamen emindim. Kendimi ne kadar rahatlatmaya gevşetmeye çalıştıysam da olmadı.
Sonradan yaptığım araştırmalardan öğrendiğim kadarıyla bu kasılmalar tamamen istem dışıymış, kendiliğinden olan birşey yani.
 Bunu erkekler iyice anlasın diye söylüyorum. O durumda kadının yapabileceği hiçbirşey yok, isteyerek kasmıyor kendini.
Zaten bana sorarsanız bir kadın istese bile kendini o kadar güçlü kasamaz. Öyle bir yeteneğimiz olsaydı hiç tecavüz olayı yaşanmazdı yani değil mi?


Neyse konumuza dönecek olursak, bir kaç başarısız deneme ve eşek yüküyle hayal kırıklığından sonra gerdek dediğin zaten gerdek gecesi olur diyerek ve de düğünün bizi rahatlatmasından medet umarak tüm ekşın işlerini o güne erteledik.

Sonra ne mi oldu? Onu da yarın anlatırım.

Size bol ekşınlı geceler dilerim :)


10 Haziran 2012 Pazar

Vajinusmuslu bir kadının hikayesi

Bu postun başlığı için bana ilham kaynağı olan arkadaşıma ( o kendini biliyor ) teşekkür ederek başlamak isterim.

Gerçi konu ne kadar ilginizi çeker bilmiyorum ama ben anlatınca hafifliyorum, bunu da yeni keşfettim. Malum bazı konuların konuşulması tabudur ve cinsellikte bu listenin en başındadır. İşte ben de bu tabuyu yıkıyorum şimdi. Eğer okurken rahatsız olacağını düşünen varsa hemen şimdi kapatsın, hiç darılmam :)

Umarım bu yazıyı kendisi de aynı dertten muzdarip olduğu için okuyan birileri yoktur. Allah sadece düşmanım başına versin. Bu da sandığınız kadar büyük bir beddua değil çünkü bu problemin tedavisi mümkün çok şükür.

Bilmeyenler için kısaca açıklamak gerekirse, vajinusmus cinsel ilişkiye girememe yada bunu çok ağrılı şekilde yaşama durumu. Uzmanların söylediğine göre %90 psikolojik ve sadece % 10 fiziksel temelli bir problem. Eğer o %10 un içinde değilseniz ki bunu da muayene olmadan asla bilemezsiniz, o zaman probleminiz tamamen psikolojik demektir. Yine sevgili uzmanlarımız bu psikolojik durumun altında cinsellik hakkında edinilmiş yanlış bilgilerin ve cinselliğin yaşanması yanlış birşeymiş gibi yansıtılmasının olduğunu söylüyorlar. Ben de uzmanlarımızın haklı olma ihtimllerinin yüksek olduğunu düşünüyorum ve eğer gerçekten durum buysa ülkemizde bir çok kadının bu problemle boğuştuğunu ve yine çoğunun da bunu hiç kimseyle paylaşmadığını düşünerek üzülüyorum. Üzülüyorum çünkü her kadın sağlıklı bir cinsel hayatı hakeder bence... Her kadın dilediği gibi sevişebilmeli ve sadece partneri değil kendisi de zevk alabilmeli... Üzülüyorum çünkü bu gerçekten çözümsüz bir problem değil, keşke bu durumdaki her kadın birileriyle sorununu paylaşsa ve yardım istese.

Şuan bu yazıyı okuyan bakire bayanların acaba bende de olur mu diye sorduklarını duyar gibiyim. Ben bu işin uzmanı değilim tabi ki ama bu problemi yaşayıp yenmiş ama doğum sonrası tekrar yaşamaya başlamış bir insan olarak bazı fikirlerim var.

Çok uzun bir post olmasını istemiyorum. O yüzden devamı çok yakında diyerek burada bitiriyorum...

Vajinusmuszuz, bol seksli günler...



28 Mayıs 2012 Pazartesi

Mutsuzluk

Yorgunum, mutsuzum, gidişattan umutsuzum... offfffff....

Çok fena ergen modundayım... Biraz sonra bir bira açıp depresyonun dibine vurma ihtimalim çok yüksek... Eskiden olsa her günüm böyleydi, takmazdım ama evli ve çocuklu olunca yakıştıramıyorum kendime.

Ulan yapılır mı benim gibi hatuna? Şu halime bak, depresyonum bile kaliteli 60 lı yılların şarkıları eşliğinde...

Ya gönülden sev
ya bırak beni
anlamadın mı çok sevdiğimi
aşkta kazanan vefasız olanlar mı
seni çok sevdiğimden haberin var mı

Ayla Algan


neyse ya buraya yazınca bile rahatladım biraz...
Kaliteli depresyonun reçetesi eskimeyen şarkılar... bu da benden size gelsin...



21 Mart 2012 Çarşamba

Sizin de Sevgiliniz Odun Mu?



Bugün aldığım maillerden birinin başlığı aynen buydu...

Sizin de sevgiliniz bir odun mu?

Eğer evet deyip facebooktaki sayfalarını beğenirseniz Antalyanın en cafcaflı oteli Adam and Eve'de 2 gün 2 gece tatil kazanma şansınız varmış...

Güldüm walla...
Bu nasıl bir çelişkidir ya???
Önce benim sevgilim odunun tekidir diyeceksin sonra da onunla 2 günlük romantik bir tatile çıkacaksın.
Bu kampanyayı akıl edenlerin alnından öpüyorum.
En iyi reklam kafa kurcalayan reklamdır sonuçta, TEBRİKLER...

Ama şunu da belirtmeden geçemeyeceğim... ki bence işin en komik kısmı da bu...
Biz kadınlar sevgilimiz bizim ruhsuz olduğumuzu düşündüğü için bir tatil kazansa, o tatil Paris'te de olsa gitmeyiz, gitsekte o tatili adamın burnundan getiririz...
Amma velakin emin olun biz kadınların biricik odun sevgilileri bunu kafalarına hiç takmaz; "Aferin hayatım ne güzel tatil kazanmışsın" diye bir de teşekkür ederler...
Yani demem o ki eğer siz de bu malum e-maili aldıysanız ve sevgilinizin odun olduğunu düşünmenize rağmen "Ya adama ayıp olur, nasıl açıklarım?" diye vazgeçtiyseniz, hemen trash bölümünden o maili geri alın...

Odun da olsa sevgili sevgilidir...
İyi şanslar...




14 Şubat 2012 Salı

AŞK

Aşk sen ne güzel bişeysin... Bi kere insanı mutlu ediyorsun, öyle ki acı çekmek bile zevk veriyor...

Kimi zaman olur kalbin sıkışır, nefes alamazsın... içinden haykırmak gelir seviyorum diye... içinde saklayıp büyüttükçe daha çok seversin... kalbin göğsüne sığmaz olur...

Kelimelere dökmekten korkarsın çünkü aşkının derinliğini anlatmaya yetmez kelimeler, hislerini basit göstermesinden korkarsın ve haklısındır da...

Zaten doğru kelimeleri bulsan bile kimse anlayamaz, kimse sevemez senin gibi... Çünkü aşıksın sen, AŞKSIN sen...

2 Şubat 2012 Perşembe

50 ilk öpücük


Filmin orjinal adı 50 ilk randevu aslında ama Türkçeye çevirirken böyle bir değişiklik yapmaları isabet olmuş bence.

Herkesin bildiği bu filmi size anlatacak değilim, merak etmeyin. Film tanıtımı yapmıyoruz burda.







Sadece gerçek olmayan bu fanteziyi kıskanıyoruz.

50 ilk öpücük...

Fantezi mi??? Bence de komik. 50 kişiyi öpebilirsin, böylece 50 ilk öpücüğün olur.

Evli olunca fantezi oluyor işte, siz bana bakmayın... Öpücüklerin peşini bırakmayın. Çünkü hiçbir şey onun tadını vermez. Ahhh o ilk öpücükler... kimi zaman güzel olmaz, beklediğinizi bulamazsınız, hayal kırıklığına uğradığınız da olur... ama o heyecan...





 ah o heyecan...hafiften başınız döner... ne güzel duygudur o...

oğlum ağlıyor 1 saniye...


Aşk ne güzel şeydi... çok uzun zaman oldu... o duyguları artık seyrettiğim filmlerle yaşıyorum, duyguların doruğa çıktığı sahnelerde de ağlıyorum... anasını sattığımın hormonları, düzelmediler hala :)))

Kocamı çok seviyorum...

Daha çok sevdiğim adamlar olmuştu...

E bir zamanlar ben de bekardım...

bir daha ki sefere anlatırım...





29 Ocak 2012 Pazar

HAYAT NE ZOR

Evli ya da bekar olmanız fark etmez, hayatın zorlukları peşinizi hiç bir zaman bırakmıyor.
Bekarken bundan mutsuz olursunuz;
 "Doğru kişi karşıma ne zaman çıkacak, aşkı ne zaman bulacağım, yoksa doğuştan mı bahtsızım ben?"  diye söylenir durursunuz. Deli gibi aşık olmak istersiniz.

yalnız yatmaktan bıkar, yastıklara sarılırsınız


Bazı zamanlar olur ki depresyonun en dibine dalarsınız, hiç umut kalmaz. Bütün dünya anlamsız gelmeye başlar, hiçbirşey tat vermez. Sonra karşınıza biri çıkar, hani şu gördüğünüzde gözlerinizi parlatanlardan. Ya bu sefer kesin olacak hissediyorum dersiniz. (erkekler için özel not: "olacak"tan kastımız beyaz atlı prensi bulup evlenmek. genlerimizde var sanki, Allah baba bizi evlenelim diye yaratmış. mutlu bir ilişkimiz olsun öylece yaşayıp gidelim diye bişey yazmaz bizim kitabımızda, hele bir de aşık olduysak evlenene kadar kanırtır, anasından emdiği sütü burnundan getiririz adamın((sanki evlenince mutlu son olacakmış gibi)).)

Nerde kalmıştık, Ya bu sefer kesin olacak hissediyorum dersiniz. Kimi zaman o kadar sefil olursunuz ki normal şartlarda hayatta katlanamayacağınız huylarına ya da hareketlerine bile kimse dört dörtlük olamaz diyerek (ben birinci kocamda bu hatayı yapmıştım) göz yumarsınız. İstersiniz ki ilişkiniz yürüsün. Bu da diğerleri gibi bitip eskilerim listesini daha da uzatmasın. Bir de bu tehlike var değil mi. Doğru adamı bulmak için denemek zorundasın ama ilişkilerin yürümeyipte listeyi uzattığın zaman da kendini kötü hissetme ihtimalin var. Ya herkes öyle hissedecek diye birşey yok tabi ama ben bi ara bayağı sıkılmıştım kendimden..

Herneyse, diyelim ki bu sefer doğru adamı buldunuz, şans bu ya evlenmek için de sizin fazla zorlamanıza gerek kalmadı, kendi rızasıyla evlenme teklif etti :) hayalinizdeki gelinliği de giydiniz ve muhteşem bir düğünle evlendiniz. hadi çok ısrar ettiniz gerdek gecenizde mükemmeldi. Peki tüm bunlar olduktan sonra ekranda SON yazısını mı göreceksiniz, hayatınız mutlu sonla mı bitmiş olacak ? Tabi ki hayır, 1-2 gün sonra filan demicem hemen ertesi gün ya da düğününüz devam ederken bile olabilir, emin olun sizi bu tatlı rüyadan uyandıracak bir olay yaşarsınız. Eeeee başlıkta ne demiştik, HAYAT ZOR KARDEŞİM....


Yine de bekar arkadaşların hevesini kırmayalım, o en dipte yaşadığınız depresyon seviyesine kolay kolay inmezsiniz, nüfus cüzdanınızda "evli" yazıyor olması size garip bir güven duygusu verir ama boşanmanın çok yaygın olduğu günümüzde evlilik cüzdanınıza fazla güvenmeyin. Bir de bakmışsınız evlendikten 15 ay ve sayısız kavgadan sonra hakimin karşısındasınız.

Bu notu paylaşmazsam ölürüm: Eğer anlaşmalı boşanıyorsanız, boşanmanız nikahınızdan daha kısa sürüyor. Nikahta en azından ananızın babanızın adını filan soruyorlar, iş uzuyor. Boşanırken ise hakim soruyor "boşanmak istiyor musun?"-evet "sen boşanmak istiyor musun?" -evet.  eeee vatana millete hayırlı uğurlu olsun, GÜLE GÜLE....